Avesta: Açlık grevi eylemleri tarihi bir atılımdır

125
GÖRÜŞLER

Öcalan’a yönelik tecridin sona ermesi için Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevi eylemlerinin seçim çalışmalarına güç verdiğini söyleyen Sozdar Avesta, “Herkes Leylaların direniş ruhu ile seçimlere yaklaşmalı” dedi.

HABER MERKEZİ – KCK Genel Başkanlık Konseyi Üyesi Sozdar Avesta, 15 Şubat komplosunun 20. yıl dönümü, devam eden açlık grevi direnişleri, Rojava’da yaşanan gelişmeler, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler ve Şêladîzê halkının ayaklanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türk devletinin Leyla Güven öncülüğünde devam eden açlık grevi direnişlerini kırmak için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı kardeşi ile 20 dakika görüştürdüğünü ve fakat bu oyunun başarılı olmadığını söyleyen Avesta, “Şüphesiz önderlikten alınan her bilgi, her haber bizim için bir nefestir. Bu bizim için önemliydi ama tecridin ve eylemlerin sona ermesine yetmedi. Zaten direnişçiler bunu kabul etmedi” diye konuştu.

Açlık grevi direnişçilerinin eyleminin çok değerli ve kutsal olduğunu söyleyen Sozdar Avesta, “Leyla Güven’in eylemi üzerinden 105 gün geçti. Grevdeki diğer arkadaşların da amacı, çabaları, istekleri aynıdır. Bundan dolayı bu eylem dalga dalga tüm dünyaya yayıldı. Bu eylem yeni ve tarihi bir atılımdır, çok değerli ve kutsaldır” dedi.

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerin çok önemli olduğunu vurgulayan Avesta, şu hususlara dikkat çekti:

“Kimse bu seçimlere kendine göre ve dar yaklaşmamalı. Kimse, ‘Biz kazanırsak da yine elimizden alırlar, garantisi yok’ dememeli. Leylaların, Gülistanları, Nasırların, zindan direnişçilerin, Fadilelerin, Şiyarların, Yusuf İbayaların direniş ruhu ile seçimlere yaklaşılmalı. Eğer bu şekilde hareket edilirse büyük bir başarı kazanılacaktır. Açlık grevi direnişleri, seçim çalışmalarına güç veriyor.”

BU EYLEM YENİ VE TARİHİ BİR ATILIMDIR

-Leyla Güven öncülüğünde başlayan açlık grevi 105 gündür devam ediyor. Aynı zamanda 15 Şubat komplosuna denk geldi. Bu eylem komplonun yıl dönümüne nasıl tesir etti, siyasi ve toplumsal etkileri ne oldu?

Açlık grevi direnişçilerin, heval Leyla, Nasır, Fadile, zindanda, Strasbourg’da, Almanya, Galler, Toronto Avusturya, Avusturalya’da bedenini ölüme yatıran arkadaşları saygı ile selamlıyor, kucaklıyorum ve hürmetlerimi sunuyorum. Önderliğe yönelik gerçekleşen 15 Şubat komplosu 20 yılı geride bıraktı, 21. yıla girdi. Komplo 1996 yılında başladı. Komplonun başlangıcında heval Zilan, fedai bir ruhla komploya cevap oldu. 9 Ekim 1998 yılında önderlik Ortadoğu’dan çıkartıldığında, o dönem “Güneşimizi karartamazsınız” şiarıyla Kürdistan’da, Türkiye’de, Avrupa’da, Rusya’da ve dünyanın bir çok yerinde militanlarda yurtseverlere kadar yüzlerce kişi bedenini ateşe verdi. “Güneşimizi karartamazsınız” şehitlerimiz şahsında tüm şehitlerimizi minnetle anıyorum.

Komplo başarılı olamadı ve özgür irade karşısında da hiçbir zaman başarılı olamayacak. 20 yıldır önderliğimiz ağır bir tecrit altında. Hiç bir zaman esaretine ve tecride alışmayacağız. Heval Viyan’ın dediği gibi “Alışmak ihanettir.” Bu anlamda komploya karşı mücadele de 20 yıldır devam ediyor. Leyla Güven’in eylemi üzerinden 105 gün geçti. Grevdeki diğer arkadaşların da amacı, çabaları, istekleri aynıdır. Bundan dolayı bu eylem dalga dalga tüm dünyaya yayıldı. Yeni ve tarihi bir atılımdır. Devrimci, militanca bir çabadır, çok değerli ve kutsaldır.

TECRİT YAŞAMINI ARTIK KABUL ETMEYECEĞİZ

Zindandaki arkadaşlarımız da grevdeler. Biliyoruz ki onların şartları ve koşulları çok daha ağırdır. Zaten grevdeler buna rağmen şekerli su ve ilaçlarını bile alamıyorlar. Bu yüzden zindandaki direniş çok daha ağır şartlarda devam ediyor. Arkadaşların direnişi kamuoyunu hayretler içinde bırakmış. Leyla Güven’in direnişi 4. ayına girdi, Nasır Yağız’ın 3 ayı geride bıraktı. Zindandakilerin de 3 ay olmasına az kalmış. Bu da sürecin yeni bir aşamada olduğunu gösteriyor. Grevdeki arkadaşlar, Kürdistan halkı ve Özgürlük Hareketi komploya ve İmralı’daki sürece “yeter” dedi. Tecrit yaşamını artık kabul etmeyeceğiz.

Uluslararası güçler, Ortadoğu’daki siyasi ve ekonomik çıkarları için komploda yer aldı. Önderlik o dönemde hareketimize eksik yoldaşlık eleştirisinde bulundu. 20 yıldır eksik yoldaşlığı ortadan kaldırmak için çabalıyoruz. Önderlik özgürleştiğinde, tecrit kırıldığında, düşüncelerini topluma özgür bir şekilde ulaştırdığında o zaman eksik yoldaşlık eksikliği ortadan kaldırılabilir. Grevdeki arkadaşlar, önderlikle yoldaşlığı iyi kurmuşlar ve etraflarına da milyonları toplamışlar.

20 DAKİKALIK GÖRÜŞME BİR OYUNDU

15 Şubat’ı geride bıraktık. 20 yıl oldu. Bu yıl bir çok kararlı eylem düzenlendi. Açık bir şekilde, “Artık bunu kabul etmiyoruz. 20 yılı geride bıraktık, 21. yılda önderliğin özgürlüğü sağlanmalı ve Kürdistan’daki işgal mutlaka kırılmalıdır” denildi. Bundan dolayı grevdeki direnişçilerin eylemine 21. yüz yılın eylemidir diyorum. İdeolojik, felsefik, örgütlü ve toplumsal boyutu da var. Bu süreci yakalama eylemidir.

Bugün demokratik ve özgür yaşama öncülük edenler kadınlar ve gençlerdir. Heval Leyle bu gerçeklik ve sorumlulukla direnişe geçerek yeni bir süreç başlattı. Bu eylem etrafında büyük bir topluluk oluştu. İyi bir aşamaya geldi. Bu aşama karşısında sıkışan faşist Türk devleti, farklı oyunlarla direnişi kırmak istiyor. Önce önderliğin kardeşini İmralı’ya gönderdi. Bu oyun başarılı olmadı. Şüphesiz önderlikten alınan her bilgi, her haber bizim için bir nefestir. Bu bizim için önemliydi ama tecridin ve eylemlerin sona ermesine yetmedi. Zaten direnişçiler bunu kabul etmedi, hareketimiz de bu konuda açıklama yaptı.

Önder Apo sıradan bir tutuklu değil. Esir alınan bir halk önderidir, Ortadoğu’da çözüm onun elindedir. Bu doğrultuda yaklaşılmalı ve kanun haline getirilmeli. Bugün kanun çıkarıp yarın kendi çıkarları için tekrar tecridi devreye koyamamalılar. Bu şekilde resmiyete kavuşmalı. Böyle olursa direnişçilerin talebi yerine getirilmiş olur ve inanıyoruz ki o zaman onlar da durumlarını gözden geçirip bir cevap verirler. Fakat öteki şekil taleplerin karşılandığı anlamına gelmez. Bir söz var “Osmanlı’da oyun bitmez” diye. Bu yüzden önderlikle yapılan 20 dakikalık görüşme ve Leyla hevalın tahliyesi oyundu. Açlık grevindeki onurlu arkadaşlar herkesten önce bedeli ne olursa olsun bu yeni sürece hazırız dedi. Bu şekilde direnişçilerin etrafında direniş büyüdü ve gelişti. Direnişçilerin amacına ulaşacaklarına olan inancımız tamdır.

ŞÊLADIZÊ BAŞKALDIRISI

-Türk devletinin Dêralok ile Şêladizê saldırılarını ve buna karşı Şêladizê direnişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu süreçteki dönemin şiarı açıktır; “Tecridi kıracağız, faşizmi yıkacağız ve Kürdistan’ı özgürleştireceğiz.” Faşizm Kürdistan’ın her tarafında devam ediyor. AKP-MHP rejimi her yerde Kürtlere düşmanlık yapıyor. Kadınlara, halkların birliğine ve bölgenin özgürleştirilmesine düşmanlar. Faşizm istikrarsızlıktan besleniyor ve herkese korku salmak istiyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik tehditlerine devam ediyorlar, Güney’e yönelik saldırılarını hiç durdurmadı. Önderliğe yönelik tecridi ağırlaştırdıktan sonra, 24 Haziran’da Medya Savunma Alanları’na saldırı başlattılar. Özellikle Güney köylerine yönelik saldırılarda onlarca sivil katledildi. Şeladizê ve Dêralokê’de balık tutan insanları katlettiler.

Güney halkı yurtsever, özgürlüğüne ve ülkesine bağlı bir halktır. Fakat çok acı bir durum var ki Güney iktidarı büyük bir yanlışlık ve gaflet içerisindedir. Güney hükümeti özellikle PDK, Neçirvan Barzani Türk devleti ile Erdoğan ile kirli pazarlıklar yapıyor. Ekonomik anlamda bir çok ittifakları oldu. Ekonomileri içiçe girmiş dolayısıyla kaderleri birbirine bağlıdır. Şêladîzê halkımızın ayaklanması bir patlamaydı. Güney yetkililerin sessizliğini ve düşmanla işbirliğini kabul etmediler. “Neden düşmanla işbirliği yapıyorsun, düşmanla işbirliği yaptın önder Apo tutuklandı, senin de parmağın vardı” dediler. Uluslararası komplonun en büyük ayağını yine Güney hükümeti güçleriydi. KDP’nin mektubu hala elimizde. Roma mahkemesine yolladıkları mektupta, “Abdullah Öcalan’ı yargılamanız lazım” diyorlar. “Teröristtir, yargılanması lazım” diyerek komplodaki rollerini oynadılar.

GÜNEY HALKI ŞÊLADÎZÊ AYAKLANMASINDA YER ALANLARIN YARGILANMASINI KABUL ETMEMELİ

Komplo bugüne kadar ortadan kaldırılmadıysa bunda bu güçlerin yeri çok büyük. Düşmana umut bağlamışlar, düşmanla hareket ediyorlar. Halkımız bunu gördü. Ayrıca halk düşmanın Efrîn’i nasıl işgal ettiğini gördü. Düşmanla herkesten önce Antep’te, Urfa’da masaya oturanlar KDP’ye bağlı kişilerdi. Düşmana hizmet edenleri Mesud Barzanî sarayında karşıladı. Bu dönem YNK de saldırılarını arttırdı ama faşizme öncülüğü KDP yapıyor. Şêladîzê halkının ayaklanması çok onurlucaydı, onları saygı ile selamlıyorum. Şêladîzê halkı düşmana karşı ayaklandığı için savunulacağına, tebrik edileceğine ne yaptılar. Neçirvan Barzani onları tehdit etti, onlarcası tutuklandı ve halkı yargılamak istediler. Düşmanın gönlünü hoş etmek için, halkın ve toplumun gönlünü kırıyorlar. Bu toplum da bunu kabul etmez.

Güney halkı özellikle kadın ve gençleri Şêladîzê, 2008 yılında gerçekleşen Bamernê, Hedîşê, Dêralokê, Amediyê ruhu ile direnmeliler. O dönem ki ayaklanma ile şimdi ki ayaklanma aynı. O ayaklanmanın üzerinden 10,11 yıl geçtikten sonra halk tekrar başkaldırdı, bu çok önemli. Açlık grevi direnişçilerinden cesaret aldılar. Leyla hevalın eylemi ve duruşu Kürdistan halkının tamamına cesaret veriyor. Faşizmi kabul etmeyenler bu şekilde tepkilerini ortaya koyuyorlar. Güney halkımız Şêladizê ayaklanmasına katılanların yargılanmasını hiç bir şekilde kabul etmemelidir. Mahkemelere katılmalı, protesto etmeli ve eylemcileri sahiplenmeliler. Düşmanla ortaklık kuran iktidarı kabul etmemeli ve bunu onursuzluk olarak görmeliler.

EN BÜYÜK ZAFER YPG-YPJ VE QSD’NİNDİR

-QSD yaptığı açıklama ile DAİŞ’in bugünlerde tamamen biteceğini belirtti. Kuzey Suriye’deki bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? DAİŞ’in bitmesi ile yerine ne kurulacak, o bölgede nasıl bir durum ortaya çıkacak?

DAİŞ vahşetine karşı 4 buçuk yıldır büyük bir direniş sergileniyor, bu direnişte şehit düşen tüm savaşçıları saygı ile anıyorum. Kuzey ve Doğu Suriye halkını gönülden selamlıyorum. Kürtlerin bir kaç şehrinin de olduğu Kuzey ve Doğu Suriye bölgesi DAİŞ çeteleri tarafından işgal edilmişti. Büyük direniş ve kahramanlıklarla YPG-YPJ ve QSD savaşçılarının atılımları ile büyük bir mücadele verildi. Şüphesi bu süreçte koalisyon güçleri de destek verdi. Koalisyon ne kadar destek verse de DAİŞ’e karşı en büyük mücadeleyi o topraklarda yaşayan güçler verdi. Göğüs göğse savaşanlar, şehit düşenler, yaralananlar, sivilleri kurtardılar, mayınlı bölgeleri temizlediler. Mücadele edenler ve zafer kazananlar onlardır. En büyük zafer YPG-YPJ ve QSD savaşçılarının. Bu şekilde 21. yüzyıla damgalarını vurdular.

Bu 4 buçuk yıl içinde kadınlar en büyük saldırıların hedefi oldu. Şengal gerçeğinden biliyoruz bunu. Binlerce kadın, çocuk esir alındı, köle, cari gibi satıldı, katledildi. Daha dün kadar onlarca kadın DAİŞ vahşetinden kurtarıldı. Bu büyük başarı YPJ ve kadın savaşçılarına ait. DAİŞ kadınları kara çarşafa koyup dünyalarını karartmak istedi. Önder Apo’nun özgürlük felsefesine karşı DAİŞ de kadını köle yapmak istedi. Bu amaçlarına ulaşamadılar.

ÇÖZÜMÜ GERÇEKLEŞTİRECEK OLANLAR BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN GÜÇLERDİR

DAİŞ’in ardından bir çok güç çıkarları doğrultusunda fayda sağlamak istiyor, bunun için çabalıyorlar. Başta AKP-MHP faşist iktidarı Kürtlerin statü sahibi olmaması için herkese taviz veriyorlar. İran, Rusya, Amerika ve Avrupa devletleri ile görüşmeler gerçekleştiriyorlar. “Doğu ve Kuzey Suriye’de YPG-YPJ ve QSD siyasi iradeye sahip olmasınlar ne isterseniz yaparız” diyorlar. Utanmadan da “DAİŞ’e karşı savaşıyoruz” diyorlar. DAİŞ’e karşı ne savaşı vereceksin? Zaten DAİŞ bitti. Bir şekilde oraya müdahale etmek istiyor. Amerika bir süre önce güçlerini çekeceğini belirtti. Baktılar siyasi denklem onlara göre değil, bunu gündeme getirdiler.

Bize göre dışarıdan ne söylerlerse söylesinler, ne toplantılar yaparlarsa yapsınlar, asıl söz sahibi olanlar, çözümü gerçekleştirecek olanlar bu topraklarda yaşayan güçlerdir. Doğu ve Kuzey Suriye’de olan güçleri çözüm için şuan rejim ile diyalog içerisindeler. Suriye devleti, ulus devlet zihniyeti ile hareket ediyor, 2011 yılı öncesine dönmek istiyor. Bütün kazanımların kendilerine teslim edilmesini istiyorlar. “Ben devletim, dilini kullanmana izin vereceğim” diyor. Bu ırkçı bir yaklaşımdır, faşist, tekçi bir zihniyettir ve asla kabul edilemez. Doğu ve Kuzey Suriye’de sadece Kürtler yok, orada bir proje hayata geçirildi.

BÖLGENİN KORUNMASI LAZIM

Doğu ve Kuzey Suriye’de demokratik özerklik var, kantonları var ve bir sistem inşa ettiler. Bütün bölge halkları bu sistemde yer alıyor. Arap, Asûri, Süryani, Kürt hepsi birlikte yaşıyor. Bu da yeni bir model. Önder Apo’nun perspektifi ve özgürlük felsefesi ile kuruldu. Çözüm buradadır. Bu güçler de ısrarla bundan kaçıyorlar. Her zaman sorunu savaş sorunu olarak değerlendiriyorlar. “DAİŞ’e karşı savaş bitti, sorun çözüldü” diye hareket ediyorlar. Fakat bu mesele böyle değil. Sorun Doğu ve Kuzey Suriye’nin özerk ve demokratik iradesi ile çözülmeli. Bu bölgenin korunması lazım.

Kadın, özgürlük ve halk düşmanlarını bu güçler yendi. Bu güçlerin ödüllendirilmesi, korunması lazım. Bu şeklide yaklaşmak gerekir. Eğer ahlak, adalet, insanlık onuru varsa bu şekilde yaklaşılmalı. Diğer yaklaşımlar hiç bir çözüm sağlamaz. Faşist Türk devleti, AKP-MHP iktidarı tehditlerle bölgeyi işgal etmek istiyorlar. Hem 31 Mart’taki seçimler için alt yapı oluşturuyorlar, hem de Kürtlerin statü sahibi olmamasını amaçlıyorlar. İnanıyoruz ki Doğu ve Kuzey Suriye halkı, siyasi, askeri iradesi ile artık savunmasını yapacak durumdadır.

YEREL SEÇİMLER ÖNEMLİ

-Bu süreçte Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yapılacak yerel seçimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda Kuzey halkına ve tüm Kürtlere dönük mesajınız nedir?

31 Mart’taki yerel seçimler çok önemli. Kimse bu seçimlere kendine göre ve dar yaklaşmamalı. Kimse, “Biz kazanırsak da yine elimizden alırlar, garantisi yok” dememeli. Bazı yerlerde bu tür yaklaşımlar görünüyor. Bu tehlikeli şartlarda psikolojik bir savaş yürütülmekte. AKP’nin diktatör başkanı da “Eğer belediyeleri alırsanız, biz yine kayyum atarız” diye tehdit etti. Bu şekilde insanların seçimleri sıradan görmesi ve sahip çıkmaması için psikolojik savaş yürütüyor. HDP ve bir çok Kürt partisi ittifak kurarak adaylarını açıkladı. İttifakın olması çok önemli. Dostları ne kadar etrafınızda toplarsanız, faşizmi o kadar zayıflatırsınız. Bütün faşist saldırılara karşı HDP, demokratik sistemi ve eşbaşkanlığı esas alıyor.

Bu seçimin çok önemli olduğu herkes tarafından bilinmeli. Eksiklikler ve yanlışlıklar olsa da kimse bu konularda takılıp kalmamalı. Herkes etrafındaki birini örgütlemeli ve bu seçime sahip çıkılmalı. Özellikle kayyumların olduğu şehirler çok önemli. Kayyumların bu şehirlerden atılması lazım, 2014 yılında alınan belediyelerden daha fazla belediye kazanılmalı. Bu çok önemli, hedefleri büyük olmalı. Buna göre örgütlenip, hareket edilmeli. Kürdistan ve tüm dünyaya yayılan açlık grevi süreçleri de çok önemli ve kutsaldır. Leylaların, Gülistanları, Nasırların, zindan direnişçilerin, Fadilelerin, Şiyarların, Yusuf İbayaların direniş ruhu ile seçimlere yaklaşılmalı. Eğer bu şekilde hareket edilirse büyük bir başarı kazanılacaktır. Açlık grevi direnişleri, seçim çalışmalarına güç veriyor.

8 MART’TA KADINLAR LEYLALARIN RUHU İLE ALANLARA ÇIKMALI

Artık korkacak, engel olacak bir şey kalmadı. Her şey artık başarının sağlanması için. Bu yüzden çağrımız, istediğimiz şu; küçük, büyük, genç herkes, köylerde, mahallelerde, şehirlerde, illerde çevresini örgütlemeli, sandıklarda oyuna sahip çıkmalı. Bu süreci büyük ayaklanmanın süreci haline getirmeli. Önemli bir süreç. Açlık grevleri sürüyor, büyük bir irade ortaya çıkmış durumda. Bu irade etrafında birleşmek önemli. Önemli bir sürece daha giriyoruz. Önümüzde 8 Mart var. 15 Şubat’ta büyük ayaklanma yaşandı. 3 aydır, Leylaların öncülüğü devam ediyor. 15 Şubat’ta iyi bir yere ulaştı, 8 Mart’ta en yüksek seviyeye ulaşmalı ki Newroz’da iyi sonuçlar elde edinilsin. Bu yüzden çok önemli bir süreç. Her şey bunun için yapılmalı. Bir yandan eylemler yapılıyor, bir yanda örgütleme yapılıyor, hem de her yerde faşizm ile mücadele ediliyor.

Türkiye’de de karar alındı ve demokratik güçlere destek verilmeli. HDP’nin bu stratejisi önemli. Bu yönde açıklama yaptılar. Böyle uygun gördüler. Toplumumuz bu süreci beraber yürütmeli. Tek omuza yüklememeli. Faşizmin tek isteği var. O da tek renk ve ırkçılık ile bu seçimi kazanmak. Demokrasi güçleri, özgürlük güçleri, kadınlar, gençler, herkes mücadelesini birleştirmeli. Hem açlık grevi eylemleri büyütülmeli, hem de seçim çalışmaları yürütülmeli. 8 Mart’ta kadınlar Leylaların ruhu ile alanlara çıkmalı, Mazlumların içindeki ateş ile Leylaların, Saraların ruhu ile Newroz’u kutlamalı. 31 Mart haftası kahramanların önderliği ile nasıl başladıysa, 21 Mart’tan 31 Mart’a kadar olan süreç de kahramanların ruhu ile büyük bir başarı elde edilmeli. Beklentimiz ve isteğimiz, herkes bu amaçla sürece yoğunlaşmalı.

Sonraki Yazı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sanal Medya